-Evdeki bütün saatleri geri aldım bile, ne de olsa sabah dörtte uyanık olmayacağım büyük bir ihtimalle.Hiç sevmiyorum bu saatlerin geri alındığı dönemleri, erkenden akşam olmasından hoşlanmıyorum.. Hem biri bana, erkenden hava kararıp, tüm ışıklar yanınca nasıl tasarruf yapıldığını açıklasa, çok memnun olacağım...
-Sena'yı dershaneye yazdırdık bu sene, fakat çeşitli sebepler bularak üç gündür gitmiyor, zor geldi. Bugün açtım ağzımı, yumdum gözümü artık.. Ben de biliyorum kolay olmadığını ve aslında dershanelere karşıyım ama Sena beni mecbur bıraktı bu sene artık. Evde düzenli ders çalışan bir öğrenci olsa, biz de yollamayacaktık zaten...
-Khaled Hosseini'nin "Bin Muhteşem Güneş" kitabını bir gecede heyecanla okuyunca, koşa koşa gidip "Uçurtma Avcısı" nı da aldım ve onu da severek okudum, yeni kitaplarını da heyecanla bekliyorum...
-Evde olmaktan fena halde sıkıldım, sürekli dua ediyorum, karşıma güzel fırsatların çıkması için, bir kaç gün oturup ağladım, kendimi işe yaramaz hissetiğim için..
-Altı gündür düzenli diyet yapıyorum, sevgili Mehtap Hanım'ı okuyarak kazandığım motivasyon inanılmaz, kendisine minnettarım.. Bir kaç sene önce diyetisyene gittiğimde bile böyle motive olmamıştım.. Bu sefer bırakmayacağım biliyorum! Tatlı krizlerim bıçak gibi kesildi ve gayet mutlu ve kolaylıkla yol alıyorum, darısı incelmek isteyen herkese...
-Bir kaç gün önce bilgisayarıma su döktüm (artık bol bol su içiyorum ya..), akşama kadar çalışmadı, akşam çalışmaya karar verdi çok şükür, Allah'ım bilgisayarıma şifa ver diye dua ederken yakaladım kendimi bir ara..:) Caps lock tuşu bozulmuştu, bugün baktım o da düzelmiş..:)
-Kız kardeşim taşınacak bu hafta, yoğun bir hafta olacak yani bu hafta.. Dilerim kolaylıkla, hayırlısı ile taşınır ve yeni ev onlar için çok hayırlı olur.. Bu arada kendisi altı buçuk aylık hamile, ikinci yeğenim yolda yani, hayırlısı ile sağlıkla doğar inşAllah... Annemler ise yurt dışındalar, doğuma sayılı gün kala ancak gelecekler..
-Aklımda yazmak istediğim bir şey vardı ama hatırlayamıyorum maalesef, neyse şimdilik bu kadar olsun..
-Bir de şu var, Bera hafta sonu ödevleri için gereken üç kitabını da okulda unutmuş, sorumluluk kazanması için bir taraftan gidip okuldan kitapları almak işime gelmedi, diğer yandan o kadar ödevi yapmadan okula gitmesi de içime sinmedi.. Bugün gidip okuldan kitapları aldım ama okula gittiğimi Bera'ya söylemedim. Kitapları sandığın üzerine koyup, üzerine de gazete koydum ve, anneciğim kitapların sandığın üzerindeymiş, gazetenin altında kaldığı için görmemişsin, dedim, tabii çok sevindi.. İyi yaptım demiyorum, ama içim de ancak böyle rahat etti işte... Bu maddeyi silerim sonra sanırım, Bera bunu asla okumamalı..:)
Pazar, Ekim 25, 2009
Pazartesi, Ekim 05, 2009
Mim
Sevgili İçimden geldiği gibi, tam bir ay önce beni sobelemişti, kendisine çok teşekkür ediyorum. Söz verdiğim kadar çabuk yazamadım maalesef, bari üzerinden yıl geçmeden yazayım..:)
1) Hangi şehirde yaşıyorsun?
-Ankara
2)Blog yazmaya başlama kararını nasıl aldın?
-Uzuun yıllardır iyi bir blog okuruyum. Blog açma fikri de ilk okuduğum bloglarla beraber oluşmuştu, hatta ilk açtığım bir iki bloğa pek de yazamadım. Bir gün kızkardeşim yeğenim için bir blog yazmaya başladığını söyledi, ben de sanki o işareti beklermişim gibi, o gece bu blog adresini aldım ve öylece başladım.. Kızkardeşim ise bir iki yazıdan sonra blog işini bıraktı...
3) Ne kadar süredir blog yazıyorsun?
-Üç yıldır.
4) Mesleğin?
-Arap Dili ve Edebiyatı mezunuyum, ama alanımla ilgili hiç çalışmadım.
5) Bloğunu ne sıklıkla ziyaret edersin?
-Genelde her gün bir iki kez uğrarım, ama yazma konusunu, hiç sormayın...
6)Bilgisayarı açtığında bloğunu açmak kaçıncı sırada yaptığın iştir?
-İlk ya da iki.
7) Başka bir blog sayfasında görüp aldığın bir şey, gittiğin bir yer oldu mu?
-Evet en son bir kaç gün önce Watsons'ın lip balmını aldım, okuduğum övgüler üzerine. Şu an aklıma gelmeyen daha bir çok şey almış veya esinlenmişimdir mutlaka.
8)Bloğunda hangi konuları yazmak seni mutlu eder?
-Başlangıçta amacım çocuklarımla ilgili bir nevi günlük tutmak olsa da, bunda pek başarılı olamadım.. Şu anda ise gündelik olaylar, beni kızdıran, üzen, mutlu eden her şey bloğuma konu olabiliyor..
9)Bloglarda gördüğün, diğer blog arkadaşlarını eklemekte seni cezbeden ne olur?
-Okumaktan zevk aldığım, acaba ne yazmış diye heyecanla beklediğim her türlü blog, blog listemde yer alıyor. Genelde ilk okuduğumda beni çektiyse, hemen ekliyorum o bloğu listeme..
10)Blogla para kazanma fikrine nasıl bakıyorsun?
-E kazanabilen varsa ne güzel, ama ancak küçük miktarlar kazanılabiliyor diye biliyorum... Ama para kazanmak veya popüler olmak için sahte samimiyet gösterilerine, ekle beni ekleyeyim seni, mantığına karşıyım.. Aynı şey yorumlar için de geçerli, yani bir bloğu seviyorsam seviyorumdur, sahibinin bana yorum yazıp yazmaması, fikrimi değiştirmez elbette, beni ekleyip eklememesi de tabii...
11) Blog arkadaşlarınla buluşma/bir araya gelme fikrine ne dersin?
-Bloglar aracılığı ile tanıştığım ve çok sevdiğim arkadaşlarım var zaten, gayet olumlu bakıyorum.
12)Bu soruları kim/ler cevaplasın?
-Kimlerin bu mimi yanıtladığından pek emin değilim, sanırım yanıtlamayan pek kalmadı, bu nedenle soruları okuyup da yazmak isteyen herkes cevaplasın.. Dün böyle söylemiştim ama bugün fikir değiştirdim, Muko'yu, Uragan'ı, Tasarım Mekanı'nı ve Ceyda'yı mimliyorum, tabii yazmak isterlerse...
1) Hangi şehirde yaşıyorsun?
-Ankara
2)Blog yazmaya başlama kararını nasıl aldın?
-Uzuun yıllardır iyi bir blog okuruyum. Blog açma fikri de ilk okuduğum bloglarla beraber oluşmuştu, hatta ilk açtığım bir iki bloğa pek de yazamadım. Bir gün kızkardeşim yeğenim için bir blog yazmaya başladığını söyledi, ben de sanki o işareti beklermişim gibi, o gece bu blog adresini aldım ve öylece başladım.. Kızkardeşim ise bir iki yazıdan sonra blog işini bıraktı...
3) Ne kadar süredir blog yazıyorsun?
-Üç yıldır.
4) Mesleğin?
-Arap Dili ve Edebiyatı mezunuyum, ama alanımla ilgili hiç çalışmadım.
5) Bloğunu ne sıklıkla ziyaret edersin?
-Genelde her gün bir iki kez uğrarım, ama yazma konusunu, hiç sormayın...
6)Bilgisayarı açtığında bloğunu açmak kaçıncı sırada yaptığın iştir?
-İlk ya da iki.
7) Başka bir blog sayfasında görüp aldığın bir şey, gittiğin bir yer oldu mu?
-Evet en son bir kaç gün önce Watsons'ın lip balmını aldım, okuduğum övgüler üzerine. Şu an aklıma gelmeyen daha bir çok şey almış veya esinlenmişimdir mutlaka.
8)Bloğunda hangi konuları yazmak seni mutlu eder?
-Başlangıçta amacım çocuklarımla ilgili bir nevi günlük tutmak olsa da, bunda pek başarılı olamadım.. Şu anda ise gündelik olaylar, beni kızdıran, üzen, mutlu eden her şey bloğuma konu olabiliyor..
9)Bloglarda gördüğün, diğer blog arkadaşlarını eklemekte seni cezbeden ne olur?
-Okumaktan zevk aldığım, acaba ne yazmış diye heyecanla beklediğim her türlü blog, blog listemde yer alıyor. Genelde ilk okuduğumda beni çektiyse, hemen ekliyorum o bloğu listeme..
10)Blogla para kazanma fikrine nasıl bakıyorsun?
-E kazanabilen varsa ne güzel, ama ancak küçük miktarlar kazanılabiliyor diye biliyorum... Ama para kazanmak veya popüler olmak için sahte samimiyet gösterilerine, ekle beni ekleyeyim seni, mantığına karşıyım.. Aynı şey yorumlar için de geçerli, yani bir bloğu seviyorsam seviyorumdur, sahibinin bana yorum yazıp yazmaması, fikrimi değiştirmez elbette, beni ekleyip eklememesi de tabii...
11) Blog arkadaşlarınla buluşma/bir araya gelme fikrine ne dersin?
-Bloglar aracılığı ile tanıştığım ve çok sevdiğim arkadaşlarım var zaten, gayet olumlu bakıyorum.
12)Bu soruları kim/ler cevaplasın?
-Kimlerin bu mimi yanıtladığından pek emin değilim, sanırım yanıtlamayan pek kalmadı, bu nedenle soruları okuyup da yazmak isteyen herkes cevaplasın.. Dün böyle söylemiştim ama bugün fikir değiştirdim, Muko'yu, Uragan'ı, Tasarım Mekanı'nı ve Ceyda'yı mimliyorum, tabii yazmak isterlerse...
Pazar, Eylül 20, 2009
RAMAZAN BAYRAMI
Bazen jelatine sarılmış bir şeker,
Bazen de bir çocuğun avucuna konulan bozukluktur bayram...
Özünde ise sevgidir paylaşılan.
Nice sevgi dolu bayramlar hepimizin olsun....
Bazen de bir çocuğun avucuna konulan bozukluktur bayram...
Özünde ise sevgidir paylaşılan.
Nice sevgi dolu bayramlar hepimizin olsun....
Çarşamba, Eylül 16, 2009
Blogger'da Sorun, Şişli Optik Rezaleti, Mikorodalgada Şipşak Revani
-Son üç dört gündür nedense kendi bloğuma ve diğer bir çok bloğa giremiyorum, nadiren canları açılmak isterse açılıyorlar ama çoğu zaman kapı duvar. Bu durum neden bu kadar uzun sürdü bilmiyorum, sorunun kısa zamanda çözüleceğini sanmıştım ama yanılmışım.. Dilerim bu sinir bozucu probleme bir an önce çözüm bulurlar....
-Güneş gözlüğümü kaybettiğimi yazmıştım, geçen hafta Ankara'ya yeni açılan Via Life Alışveriş Merkezinde dolaşırken Şişli Optik'i görünce modellere şöyle bir göz atayım diye içeri girdim. Çok da fazla çeşit olmamasına rağmen, gözlük sorunumu çözmek için bir gözlüğe karar verip, maalesef satın aldım. Ertesi gün çocuklarla semt pazarına giderken gözlüğü deneme amaçlı kullanayım dedim ve ne kadar yanlış bir seçim yaptığımı fark ettim. Gözlük fena halde buğu yapıyor, yüzüme gelen kısımları terletiyor ve iz yapıyordu, araba kullanmakta zorlandığım için çıkardım. Pazarda belki de alışamımışımdır, tekrar deneyeyim diye takmamla birlikte anında yine buğulandı.
Pazardan çıkınca ilk iş, gözlüğü Şişli Optiğe geri götürdüm. Ve bingo, bana kesinlikle değiştirme yapamayacaklarını, sorunun vidalardan kaynaklandığını, vidaları gevşetince düzeleceğini söylediler. Ben ısrarla bir gün önce aldığım gözlüğün vidalarıyla oynamalarını istemediğimi, gözlüğü değiştirmenin en doğal hakkım olduğunu belirttim. Onlar ise Outlet olmaları dolayısı ile değişiklik yapmalarının söz konusu olmayacağını belirttiler. Ben kendilerine "Outletin" müşteriyi enayi yerine koyan mağaza anlamına mı geldiğini sordum. Öyle ise camlara ve duvarlara kocaman yazılarla "Değiştirme Yapmıyoruz" diye yazmaları gerektiğini, müşterinin bunu bilmeye hakkının olduğunu söyledim. Bu arada fiyatlar da öyle outlet fiyatları filan değildi. Bir süre tartıştıktan sonra ilgili kişi patronlarına danışıp, ertesi gün beni arayacağını söyledi . Ben o anda araması için ısracı olsamda patronlarının o anda toplantıda olduklarını belirtti.. Yani benim işimin yürümesi Şişli Optiğin patronlarına bağlıydı, kurumsallıkları gözlerimi yaşarttı doğrusu...P Neyse sinirlerim çökmüş olarak eve döndüm. Herhalde dişli bir müşteri ile karşılaşmış olduklarını anlamış olacaklar ki, aynı gün beni geri aradılar ve açılışa özel ve bana özel olarak bir kereliğine değiştirme yapacaklarını bana bir hafta süre verdiklerini bildirdiler, ne lütuf ama dimi???
Bu pazartesi günü gözlüğü değiştirmeye gittim, kısıtlı modeller arasından, zorlanarak da olsa, yakıştığını ve sorun yaşatmayacağını düşündüğüm bir gözlüğe karar verip, üzerine fark ödeyerek aldım. Bit pazarından değil ŞİŞLİ Optikten aldığım için de çiziği filan var mı diye incelemek aklıma gelmedi, oysa gelmeliymiş. Akşam gözlüğe baktığımda, yan tarafında en az dört beş çizik olduğunu gördüm ve moralim çok bozuldu. Mağazayı tekrar aramamaya, bir daha Şişli Optik'ten içeri adım atmayıp, yakınlarıma da attırmamaya karar verdim. Aynı satış görevlileri ile tekrar muhatap olup, sinirlerimi tekrar zıplatmak istemiyorum. Onlara hakkımı kesinlikle helal etmiyor ve siz siz olun Şişli Optiğe girmeden önce kırk kere düşünün diyorum. Bu arada bugün yürürken gözlüğümü taktım, on beş dakika kadar güneşli havada yürüdükten sonra gözlerim inanılmaz derecede ağrımış ve sulanmıştı, kaliteli bir marka diye güvenerek aldığım gözlüğün cam kalitesinden de fena halde şüpheliyim. Daha önce hiç bir güneş gözlüğümde böyle sorunlarla karşılaşmamıştım. Şu anda hiç de uygun bir fiyata almadığım gözlüğü bir daha kullanabileceğimden şüpheliyim...
-Neyse bu sinir bozucu olayı unutmaya çalışıp, tatlı tarifi vererek postumu tatlı bitireyim bari..:) İki gün önce, iftara az zaman kala, hızlı bir tatlı yapmak istedim ve aklıma mikrodalgada revani denemek geldi. Browni oluyorsa, revani neden olmasın dedim ve işe koyuldum. Ben sonuca ve pratikliğine bayıldım, denemek isteyen olursa diye tarifini yazıyorum..
Mikrodalgada Kakaolu Revani
-3 yumurta ( 3 kullandım ama 2 de yeter bence )
-2 kahve fincanı toz şeker ( çok tatlı sevmeyenler azaltabilir )
-2 kahve fincanı sıvı yağ
-2 kahve fincanı irmik
-2 kahve fincanı un
-1 kahve fincanı süt
-1 paket vanilya
-1 paket kabartma tozu
-3-4 kaşık kakao
Şurup:
2 su bardağı şeker
2.5 su bardağı su
1/2 limon suyu
Ben önce şerbeti kaynatıp, soğumaya bıraktım. Yumurta ve şekeri çırpıp, diğer malzemeleri ekleyip çırpmaya devam ettim. Yağladığım küçük boy borcama boşaltıp, benim mikrodalgamda 800 derecede 8 dakika pişirdim. Pişince şerbetini ekledim, 10 dakikada acil durum tatlımız hazır..
-Güneş gözlüğümü kaybettiğimi yazmıştım, geçen hafta Ankara'ya yeni açılan Via Life Alışveriş Merkezinde dolaşırken Şişli Optik'i görünce modellere şöyle bir göz atayım diye içeri girdim. Çok da fazla çeşit olmamasına rağmen, gözlük sorunumu çözmek için bir gözlüğe karar verip, maalesef satın aldım. Ertesi gün çocuklarla semt pazarına giderken gözlüğü deneme amaçlı kullanayım dedim ve ne kadar yanlış bir seçim yaptığımı fark ettim. Gözlük fena halde buğu yapıyor, yüzüme gelen kısımları terletiyor ve iz yapıyordu, araba kullanmakta zorlandığım için çıkardım. Pazarda belki de alışamımışımdır, tekrar deneyeyim diye takmamla birlikte anında yine buğulandı.
Pazardan çıkınca ilk iş, gözlüğü Şişli Optiğe geri götürdüm. Ve bingo, bana kesinlikle değiştirme yapamayacaklarını, sorunun vidalardan kaynaklandığını, vidaları gevşetince düzeleceğini söylediler. Ben ısrarla bir gün önce aldığım gözlüğün vidalarıyla oynamalarını istemediğimi, gözlüğü değiştirmenin en doğal hakkım olduğunu belirttim. Onlar ise Outlet olmaları dolayısı ile değişiklik yapmalarının söz konusu olmayacağını belirttiler. Ben kendilerine "Outletin" müşteriyi enayi yerine koyan mağaza anlamına mı geldiğini sordum. Öyle ise camlara ve duvarlara kocaman yazılarla "Değiştirme Yapmıyoruz" diye yazmaları gerektiğini, müşterinin bunu bilmeye hakkının olduğunu söyledim. Bu arada fiyatlar da öyle outlet fiyatları filan değildi. Bir süre tartıştıktan sonra ilgili kişi patronlarına danışıp, ertesi gün beni arayacağını söyledi . Ben o anda araması için ısracı olsamda patronlarının o anda toplantıda olduklarını belirtti.. Yani benim işimin yürümesi Şişli Optiğin patronlarına bağlıydı, kurumsallıkları gözlerimi yaşarttı doğrusu...P Neyse sinirlerim çökmüş olarak eve döndüm. Herhalde dişli bir müşteri ile karşılaşmış olduklarını anlamış olacaklar ki, aynı gün beni geri aradılar ve açılışa özel ve bana özel olarak bir kereliğine değiştirme yapacaklarını bana bir hafta süre verdiklerini bildirdiler, ne lütuf ama dimi???
Bu pazartesi günü gözlüğü değiştirmeye gittim, kısıtlı modeller arasından, zorlanarak da olsa, yakıştığını ve sorun yaşatmayacağını düşündüğüm bir gözlüğe karar verip, üzerine fark ödeyerek aldım. Bit pazarından değil ŞİŞLİ Optikten aldığım için de çiziği filan var mı diye incelemek aklıma gelmedi, oysa gelmeliymiş. Akşam gözlüğe baktığımda, yan tarafında en az dört beş çizik olduğunu gördüm ve moralim çok bozuldu. Mağazayı tekrar aramamaya, bir daha Şişli Optik'ten içeri adım atmayıp, yakınlarıma da attırmamaya karar verdim. Aynı satış görevlileri ile tekrar muhatap olup, sinirlerimi tekrar zıplatmak istemiyorum. Onlara hakkımı kesinlikle helal etmiyor ve siz siz olun Şişli Optiğe girmeden önce kırk kere düşünün diyorum. Bu arada bugün yürürken gözlüğümü taktım, on beş dakika kadar güneşli havada yürüdükten sonra gözlerim inanılmaz derecede ağrımış ve sulanmıştı, kaliteli bir marka diye güvenerek aldığım gözlüğün cam kalitesinden de fena halde şüpheliyim. Daha önce hiç bir güneş gözlüğümde böyle sorunlarla karşılaşmamıştım. Şu anda hiç de uygun bir fiyata almadığım gözlüğü bir daha kullanabileceğimden şüpheliyim...
-Neyse bu sinir bozucu olayı unutmaya çalışıp, tatlı tarifi vererek postumu tatlı bitireyim bari..:) İki gün önce, iftara az zaman kala, hızlı bir tatlı yapmak istedim ve aklıma mikrodalgada revani denemek geldi. Browni oluyorsa, revani neden olmasın dedim ve işe koyuldum. Ben sonuca ve pratikliğine bayıldım, denemek isteyen olursa diye tarifini yazıyorum..
Mikrodalgada Kakaolu Revani
-3 yumurta ( 3 kullandım ama 2 de yeter bence )
-2 kahve fincanı toz şeker ( çok tatlı sevmeyenler azaltabilir )
-2 kahve fincanı sıvı yağ
-2 kahve fincanı irmik
-2 kahve fincanı un
-1 kahve fincanı süt
-1 paket vanilya
-1 paket kabartma tozu
-3-4 kaşık kakao
Şurup:
2 su bardağı şeker
2.5 su bardağı su
1/2 limon suyu
Ben önce şerbeti kaynatıp, soğumaya bıraktım. Yumurta ve şekeri çırpıp, diğer malzemeleri ekleyip çırpmaya devam ettim. Yağladığım küçük boy borcama boşaltıp, benim mikrodalgamda 800 derecede 8 dakika pişirdim. Pişince şerbetini ekledim, 10 dakikada acil durum tatlımız hazır..
Cumartesi, Eylül 12, 2009
Bu Akşam İbretlik Olaylarla Doluydu
Saat gece ikiyi geçti ve Bera ile ben eve geleli henüz kırk beş dakika kadar oldu ancak.. Hala elim ayağım titriyor. Arkadaşıma iftara davetliydik bugün, Sena son anda babası ile kalmaya karar verince Bera ile ikimiz gittik. Çok da güzel bir akşam geçirmiştik, saat on biri biraz geçiyordu ve tam kalkmak üzere ayağa kalkmıştık, çocuklara toparlanın demeye kalmadan, alt katta bir çığlık bir kıyamet koptu. Koşa koşa nasıl aşağıya indiğimi bilmiyorum.. Arkadaşımın on üç yaşındaki oğlu, koltuğun önünde yere yığılmış: " Anne bayılmak üzereyim ben koş, hayatım bitti benim, kolum yine gitti, okullar da açılacak, yine alçıya alınacak, mahvoldum ben " vs. şeklinde söyleniyordu. Onu o halde, Bera ve üç arkadaşını ise gözleri yaşlı, korkudan donmuş halde görünce elim ayağım zaten titremeye başladı, şu saat oldu hala da kendime gelemedim.. Arkadaşımın yaşadığı şok, M.' yi merdivenlerden zorlukla indirmemiz, onun yaşadığı panik ve acı derken, hastaneye nasıl gittik hiç bilmiyorum.. Bu yaz tatilinin hemen başında yaz okulundayken, M.'nin diğer kolu kırılmıştı ve üç aydır da tam iyileşememişti, çünkü aynı kolunu bir ay sonra tekrar kırmıştı.. Toplamda sağ kolunu beş kez, bugün kırılan sol kolunu ise ikinci kez kırmış oldu böylece.
Hastanede kolu alçıya aldıktan sonra röntgen çekildi ve maalesef kemik yerine yerleşmemiş, alçı sökülüp yeniden kol alçıya alındı ve maalesef ikinci kez de tutmamış. Büyük ihtimalle pazartesi sabahı ameliyata alınacak, son kararı yarın kendi doktoru verecek.. M.' nin çığlıkları, arkadaşımın gözyaşları, hastaneye gelen eşinin bu kaçıncı diye sinirlenmeleri, hastanedeki yaralı, hasta ve hasta yakını görüntüleri, acilin önünde dakika başına en az bir ambulans veya araba durması ve sürekli yeni hastaların gelmesi.. Beş çocukla hastane bahçesinde beklememiz, bir taraftan üzülüp, bir taraftan halimize binlerce şükretmemiz, hepsi şu an hayal gibi geliyor..
Her şey insanlar için ve bir anda, bir saniyede tüm hayatımız değişebiliyor.. Bugün bizim yaşadığımız, tüm sıkıntılarına karşın dermanı olan bir dert çok şükür, Allah dermansız dert vermesin, kaldıramayacağımız yük yüklemesin.. Hastane köşelerinde (banklarda yatan hasta yakınları vardı) iyileşmeyi bekleyen tüm hasta ve yakınlarına sabır, güç, kuvvet ve sağlık versin Rabbim. Bizi evlatlarımızın sağlığı ile imtihan etmesin.. Bera M.'nin o ilk kriz halini görünce çok korktu ve üzüldü, iki kez ağladı. M.'de alçıya alınırken çekeceği acıyı önceki tecrübelerinden bildiği için çok ama çok gergindi.. Allah arkadaşıma bol sabır versin oğlu bir taraftan, eşi diğer taraftan.. Ben hala kendime gelemedim, eve nasıl geldiğimi bilmiyorum. O hem oğlunun çektiği acıya üzülürken, eşinin de söylenmelerini dinlemek zorunda.. Allah'ım bizleri her türlü küçük büyük, görünür görünmez kazalardan, belalardan koru.. Sağlığımzın kıymetini bilip, bolca şükredenlerden eyle bizi.. Biliyorum M.nin kolu altıncı kez kırılacakmış, ama yine de beş dakika önce kalksaydık diye düşünmekten kendimi alamıyorum.. Çocuklara bilmem ne güreşi öğretmeye çalışırken koltuktan atlayıp, kolunu üzerine düşmüş çünkü..
Arkadaşımın eşine soğukkanlı davranmadığı için, içimden bolca kızsamda, altı yedi kez aynı olayı yaşamaları zor olmalı elbette.. Biraz hiperaktif olan M'nin de tüm uyarılara karşın hala dikkatsizce davranması üzücü tabii.. Yine de baba olarak daha kötüsünü yaşamadıklarına şükredip, oğluna kızmak yerine psikolojik destek vermeli, rahatlatmaya çalışmalıydı elbette.. Şurada okuduklarımdan sonra daha da çok üzüldüm.. Allah sabır ve kolaylık versin M'ye ve annesine.. Bize de hastanede gördüklerimizi unutturmasın.. Canımızı bazen anlamsız şeylere, küçücük problemlere, anlamsız sözlere sıkar, üzülür de üzülürüz ya, böyle zamanlarımızda bir devlet hastanesinin acilini ziyaret etmeyi akıl etsek ne çok ibretlik olayla karşılaşır, problem sandığımız şeylerin ne kadar da küçük ve önemsiz olduğunun anında farkına varırız sanırım.. Yazmak kesinlikle iyi geldi, şu an kesinlikle çok daha iyiyim çok şükür..
Hastanede kolu alçıya aldıktan sonra röntgen çekildi ve maalesef kemik yerine yerleşmemiş, alçı sökülüp yeniden kol alçıya alındı ve maalesef ikinci kez de tutmamış. Büyük ihtimalle pazartesi sabahı ameliyata alınacak, son kararı yarın kendi doktoru verecek.. M.' nin çığlıkları, arkadaşımın gözyaşları, hastaneye gelen eşinin bu kaçıncı diye sinirlenmeleri, hastanedeki yaralı, hasta ve hasta yakını görüntüleri, acilin önünde dakika başına en az bir ambulans veya araba durması ve sürekli yeni hastaların gelmesi.. Beş çocukla hastane bahçesinde beklememiz, bir taraftan üzülüp, bir taraftan halimize binlerce şükretmemiz, hepsi şu an hayal gibi geliyor..
Her şey insanlar için ve bir anda, bir saniyede tüm hayatımız değişebiliyor.. Bugün bizim yaşadığımız, tüm sıkıntılarına karşın dermanı olan bir dert çok şükür, Allah dermansız dert vermesin, kaldıramayacağımız yük yüklemesin.. Hastane köşelerinde (banklarda yatan hasta yakınları vardı) iyileşmeyi bekleyen tüm hasta ve yakınlarına sabır, güç, kuvvet ve sağlık versin Rabbim. Bizi evlatlarımızın sağlığı ile imtihan etmesin.. Bera M.'nin o ilk kriz halini görünce çok korktu ve üzüldü, iki kez ağladı. M.'de alçıya alınırken çekeceği acıyı önceki tecrübelerinden bildiği için çok ama çok gergindi.. Allah arkadaşıma bol sabır versin oğlu bir taraftan, eşi diğer taraftan.. Ben hala kendime gelemedim, eve nasıl geldiğimi bilmiyorum. O hem oğlunun çektiği acıya üzülürken, eşinin de söylenmelerini dinlemek zorunda.. Allah'ım bizleri her türlü küçük büyük, görünür görünmez kazalardan, belalardan koru.. Sağlığımzın kıymetini bilip, bolca şükredenlerden eyle bizi.. Biliyorum M.nin kolu altıncı kez kırılacakmış, ama yine de beş dakika önce kalksaydık diye düşünmekten kendimi alamıyorum.. Çocuklara bilmem ne güreşi öğretmeye çalışırken koltuktan atlayıp, kolunu üzerine düşmüş çünkü..
Arkadaşımın eşine soğukkanlı davranmadığı için, içimden bolca kızsamda, altı yedi kez aynı olayı yaşamaları zor olmalı elbette.. Biraz hiperaktif olan M'nin de tüm uyarılara karşın hala dikkatsizce davranması üzücü tabii.. Yine de baba olarak daha kötüsünü yaşamadıklarına şükredip, oğluna kızmak yerine psikolojik destek vermeli, rahatlatmaya çalışmalıydı elbette.. Şurada okuduklarımdan sonra daha da çok üzüldüm.. Allah sabır ve kolaylık versin M'ye ve annesine.. Bize de hastanede gördüklerimizi unutturmasın.. Canımızı bazen anlamsız şeylere, küçücük problemlere, anlamsız sözlere sıkar, üzülür de üzülürüz ya, böyle zamanlarımızda bir devlet hastanesinin acilini ziyaret etmeyi akıl etsek ne çok ibretlik olayla karşılaşır, problem sandığımız şeylerin ne kadar da küçük ve önemsiz olduğunun anında farkına varırız sanırım.. Yazmak kesinlikle iyi geldi, şu an kesinlikle çok daha iyiyim çok şükür..
Çarşamba, Eylül 09, 2009
Yine Oradan Buradan Karman Çorman
-Gün bitmeden bir şeyler yazmak istedim, küçüklüğümden beri bayılırım aynı rakamların tekrarına.. Sabah telefonumda 09.09.09 tarihini görünce heyecanlandım.. Sanırım daha üç veya dördüncü sınıftayken dijital kol saatimin 11:11'i göstermesiyle sevinmem gibi sevindim..:) Zaten hep küçük şeylerle mutlu olmadım mı ben, oldum..! A bir de şimdi aklıma geldi, küçükken diyelim ki sağ elimin bir parmağını şıklattım, haksızlık olmasın diye illa diğer elimin o parmağını da şıklatırdım..:) Artık adalet duygum fazla mı gelişmişti, yoksa gereksiz şeylere kafasını takan boş bir çocukmuydum bilmiyorum..:) Aslında çocukluğumla ilgili böyle örnekler çoğaltılabilir, ama şimdi benim çocukluğuma inmeye gerek yok...:)
-Bu sene yaz tatili bir hayli uzun oldu, bu sebeple çocukları oyalamak, yararlı vakit geçirmelerini sağlamak da bir hayli zor ve enerji isteyen bir iş halini aldı. Bir de Ramazan ayı artık yaza denk gelince, alternatifler daha da azaldı. Neredeyse dört ay süren yaz tatilinde çocukları derslerden koparmamaya çalışmak da ayrı bir konu. Aslında okullar bence eylül ayı başında açılmalıydı. Eylül sonunda açılıp, bu denli uzun bir tatilden sonra okula motive olmaları da, aşağı yukarı bir ay kadar sürünce, kaybedilen zaman nerdeyse beş ayı buluyor. E bu da neredeyse yılın yarısı oluyor maalesef.. Evde her gün belirli bir süre kitap okuyup, test çözseler de,benim istediğimden daha uzun süreler tv izleyip, pc başında uzun oturmalar da hiç olmuyor değil maalesef.. E her güne bir aktivite planlamak da her zaman mümkün olmayabiliyor.. Neyse ki az kaldı artık, okul alışverişeri, bayram derken çabucak biter , yine de tatiller bu kadar uzun olmamalı!!
- Bera'nın sünnet yemeği gönlümüze göre oldu çok şükür, ben o geceye dair heyecandan çok fazla şey hatırlamasam da, bizi üzen bir olumsuzluk da olmadı çok şükür.. Yalnızca arkadaşlarıyla oyun oynama derdinde olan Bera, fotoğrafcı abisinin ve benim göbeğimizi çatlattı, neredeyse hiç poz vermiş fotoğrafı yok..:)
-Sena her sene değişen sınıfı yüzünden yine bunalımlarda, dışımdan teselli etsem de, içimden ben de ona hak veriyorum, bence de her sınıfta insanın arkadaşları değişmemeli. Okulun bu sisteminden hiç memnun değilim. Ortaokul ve lisede kurulan arkadaşlıklar bence çok özel ve tam bir bağ kurduğun arkadaşlarınla her sene ayrı sınıflara düşmek bence de üzücü ve güzel değil. Ya da biz ana kız fazla duygusalız bilmiyorum..
-Ramazan ayı yine son hızla geçiyor, yine sonuna yaklaştık sayılır, istediğim gibi geçirebildim sayılmaz yine..:( En azından çalıştım ama, dualarda bonkör, ibadette cimriyim sanki..:(( Allah ihlasımı artırsın inşAllah..
-Zamanında tembellik edip yazmayınca, bunu mutlaka yazmalıyım dediğim herşeyi unutuyorum tabii maalesef.. Bera'nın ilginç sözleri, yaşadığımız komik olaylar unutulup gidiyor diye üzülsemde bir türlü düzenli bir blog yazarı olamadım işte..
-Belim çok ağrıdığı için cuma günü iftara almak istediğim grubu alıp almamakta kararsızım. Pazartesi son iftar davetim olacak inşAllah da cumaya kadar belimin iyileşmesini ümit ediyorum.. Menümü henüz belirlemedim ama ben menüleri okumaya bayıldığım için son iftar davetimin menüsünü eklemek istiyorum..
-İftariyelikler
-Tavuklu çorba
-Patlıcan kebabı
-Patates püresi
-Tavuklu, kaşarlı pilav
-Patlıcan salatası
-Karışık salata
-Fırında mantar
-Piyaz
-Şekerpare
-Su muhallebisi
-En sevdiğim güneş gözlüğümü nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde kaybettim geçen hafta, güneş gözlüğü seçmekse benim için tam bir kabustur, bakalım.. Yine karman çorman bir yazı oldu.
-Bu arada mimlenmişim sevgili İçimdengeldiğigibi tarafından. Açıkcası şaşırdım çünkü beni takip ettiğinden tamamen habersizdim, kendisine teşekkür ediyorum ama bu postu daha fazla uzatmayayım. Bundan sonraki postun konusu inşAllah bu mim olsun..
-Bu sene yaz tatili bir hayli uzun oldu, bu sebeple çocukları oyalamak, yararlı vakit geçirmelerini sağlamak da bir hayli zor ve enerji isteyen bir iş halini aldı. Bir de Ramazan ayı artık yaza denk gelince, alternatifler daha da azaldı. Neredeyse dört ay süren yaz tatilinde çocukları derslerden koparmamaya çalışmak da ayrı bir konu. Aslında okullar bence eylül ayı başında açılmalıydı. Eylül sonunda açılıp, bu denli uzun bir tatilden sonra okula motive olmaları da, aşağı yukarı bir ay kadar sürünce, kaybedilen zaman nerdeyse beş ayı buluyor. E bu da neredeyse yılın yarısı oluyor maalesef.. Evde her gün belirli bir süre kitap okuyup, test çözseler de,benim istediğimden daha uzun süreler tv izleyip, pc başında uzun oturmalar da hiç olmuyor değil maalesef.. E her güne bir aktivite planlamak da her zaman mümkün olmayabiliyor.. Neyse ki az kaldı artık, okul alışverişeri, bayram derken çabucak biter , yine de tatiller bu kadar uzun olmamalı!!
- Bera'nın sünnet yemeği gönlümüze göre oldu çok şükür, ben o geceye dair heyecandan çok fazla şey hatırlamasam da, bizi üzen bir olumsuzluk da olmadı çok şükür.. Yalnızca arkadaşlarıyla oyun oynama derdinde olan Bera, fotoğrafcı abisinin ve benim göbeğimizi çatlattı, neredeyse hiç poz vermiş fotoğrafı yok..:)
-Sena her sene değişen sınıfı yüzünden yine bunalımlarda, dışımdan teselli etsem de, içimden ben de ona hak veriyorum, bence de her sınıfta insanın arkadaşları değişmemeli. Okulun bu sisteminden hiç memnun değilim. Ortaokul ve lisede kurulan arkadaşlıklar bence çok özel ve tam bir bağ kurduğun arkadaşlarınla her sene ayrı sınıflara düşmek bence de üzücü ve güzel değil. Ya da biz ana kız fazla duygusalız bilmiyorum..
-Ramazan ayı yine son hızla geçiyor, yine sonuna yaklaştık sayılır, istediğim gibi geçirebildim sayılmaz yine..:( En azından çalıştım ama, dualarda bonkör, ibadette cimriyim sanki..:(( Allah ihlasımı artırsın inşAllah..
-Zamanında tembellik edip yazmayınca, bunu mutlaka yazmalıyım dediğim herşeyi unutuyorum tabii maalesef.. Bera'nın ilginç sözleri, yaşadığımız komik olaylar unutulup gidiyor diye üzülsemde bir türlü düzenli bir blog yazarı olamadım işte..
-Belim çok ağrıdığı için cuma günü iftara almak istediğim grubu alıp almamakta kararsızım. Pazartesi son iftar davetim olacak inşAllah da cumaya kadar belimin iyileşmesini ümit ediyorum.. Menümü henüz belirlemedim ama ben menüleri okumaya bayıldığım için son iftar davetimin menüsünü eklemek istiyorum..
-İftariyelikler
-Tavuklu çorba
-Patlıcan kebabı
-Patates püresi
-Tavuklu, kaşarlı pilav
-Patlıcan salatası
-Karışık salata
-Fırında mantar
-Piyaz
-Şekerpare
-Su muhallebisi
-En sevdiğim güneş gözlüğümü nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde kaybettim geçen hafta, güneş gözlüğü seçmekse benim için tam bir kabustur, bakalım.. Yine karman çorman bir yazı oldu.
-Bu arada mimlenmişim sevgili İçimdengeldiğigibi tarafından. Açıkcası şaşırdım çünkü beni takip ettiğinden tamamen habersizdim, kendisine teşekkür ediyorum ama bu postu daha fazla uzatmayayım. Bundan sonraki postun konusu inşAllah bu mim olsun..
Cuma, Ağustos 21, 2009
Hoşgeldin Güzel Ay
Bir kez daha kavuştuğumuz Ramazan ayı herkese iç huzuru, bereket, bolluk, hayır ve güzellikler getirsin inşAllah.. Dilerim sıkıntısı olan herkes bu ayın sonsuz rahmeti ile tüm sıkıntılarından, borcu olanlar borçlarından, derdi olanlar dertlerinden arınır, feraha ererler.. Herkes hayırlı dileklerine en hayırlı şekilde kavuşur umarım.. Dilerim ben ve isteyen herkes, hiç değilse bu ay, tam anlamı ile "kul" olabilelim, kul olmanın lezzettini tam anlamı ile tadabilelim inşAllah...
Bera'nın sünnet düğünü hazırlıkları son zamanlarda epey vaktimi aldı. Umarım cumartesi akşamı her şey yolunda gider ve gönlümüze göre olur inşAllah.. Uçan son yazıyı tekrar oturup yazamadım bir türlü, içimde kaldı, en azından bir kaç fotoğraf eklemek istiyordum, hatta şu an eklemeye çalıştım şaşkın şaşkın ve hatırladım ki tüm resimler bozulan bilgisayarımda, oysa ben şu an eşimi bilgisayarını kullanmaktayım...:(( Neyse kısmet olmayacak demek ki, bilgisayarım da ne zaman tamir edilir artık bilmem..:(
Bera'nın sünnet düğünü hazırlıkları son zamanlarda epey vaktimi aldı. Umarım cumartesi akşamı her şey yolunda gider ve gönlümüze göre olur inşAllah.. Uçan son yazıyı tekrar oturup yazamadım bir türlü, içimde kaldı, en azından bir kaç fotoğraf eklemek istiyordum, hatta şu an eklemeye çalıştım şaşkın şaşkın ve hatırladım ki tüm resimler bozulan bilgisayarımda, oysa ben şu an eşimi bilgisayarını kullanmaktayım...:(( Neyse kısmet olmayacak demek ki, bilgisayarım da ne zaman tamir edilir artık bilmem..:(
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






